ÝLMÝ LEDÜN - Büyübozmamerkezi.com Büyü , Büyü Bozma , Büyü Cozme , Büyüler , Büyücüler
ÝLMÝ LEDÜN
Yazar Administrator   
Çarþamba, 02 Temmuz 2008

 

Ýlm-i ledün veya ledünnî ilim, Allah ile ilgili bilgi ve sýrlara ait ilim, gayb ve mârifet ilmidir. Allah, âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: "Orada, kendi indimizden bir rahmet (vahiy ve nübüvvet veya uzun ömür) verdiðimiz ve ona ledünnî ilmi öðrettiðimiz kullarýmýzdan birini (Hýzýr'ý) buldular." (Kehf sûresi: 65)

Hem Sa'lebî'nin hem de Ýmâm-ý Rabbânî'nin ifâde ettikleri gibi, Hýzýr aleyhisselâm, güzel ahlâk sâhibi, cömert ve insanlara karþý çok þefkatliydi. Allah'ýn izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bilirdi. Hak teâlânýn bildirmesiyle ledünnî ilim verilmiþti. Muhammed Pârisâ; "Ýlm-i ledünnî verilmesinde Hýzýr aleyhisselâmýn rûhâniyeti vâsýta olmaktadýr." buyurmuþtur.

Senâullah-ý Dehlevî bu ilim hakkýnda þöyle demektedir: "Ledünnî ilim, çalýþmak ve gayretle ele geçmez. Ýhsân edilen kimselere mahsûstur. Umûma þâmil deðildir. Peygamberlere verilen ilimler ve vahyedilen þeyler ise, umûma þâmildir ve herkesi ilgilendirir. Yâni peygamberler, bunlarý, gönderildikleri kavimlere teblið etmekle, bildirmekle vazîfelidirler. Bu bakýmdan peygamberlerin ilmi, ledünnî ilminden üstündür."

Seyyid Abdülhakîm Arvasi ise, þunlarý ifâde etmektedir: "Emîr Sultan hazretleri, ledünnî ilme sâhipti. Bu ilim yetmiþ iki derecedir. Ýlk derecesinde olan, bir aðaca bakýnca yapraklarýnýn sayýsýný, bir denize bakmakla damlalarýnýn adedini, bir çöle bakýnca kumlarýnýn sayýsýný bilir." Kýyamet yaklaþtýkça, insanlar dinden uzaklaþmaya baþlamaktadýr. Eskiden kerameti görülen evliya çoktu. Fakat dinden uzaklaþtýkça evliya azaldý, kerametler görülmez oldu. Ledün ilmi unutuldu. Sapýklar çoðaldý, keramet inkâr edilmeye baþlandý. Kerametin hak olduðuna Kur’an-ý kerimden örnekler:

1- Hz. Süleyman, “Sebe Melikesinin tahtýný bana kim getirebilir?” dedi. Cinlerden bir ifrit: “Sen yerinden kalkmadan önce, onu getiririm, buna gücüm yeter” dedi. Ýlmi ledün [ilmi batýn] sahibi olan vezir Asaf bin Berhiya ise, “Gözünü açýp kapamadan ben onu sana getiririm” dedi ve bir anda getirdi. (Neml 38-40) [Vezir de, cin de peygamber deðildi. Vezir bu iþi kerametle yapmýþtý. Cin müslüman ise kerametle, kâfir ise sihirle yapacaktý.]

2- Hz. Meryem peygamber deðildi. Kocasýz çocuk doðurdu. Hz. Meryem mabette yaþar, yiyecekleri, kerametle hep yanýnda hazýr olurdu. Kur’an-ý kerimde, (Hurma dalýný kendine doðru silkele, taze hurma dökülsün.) buyuruldu. (Meryem 24) Hz. Zekeriya, Hz. Meryem’in yanýnda taze meyve ve yiyecekleri görünce hayret ederdi. Ýþte âyet-i kerime meali: (Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiþtirdi. Zekeriya, onun yanýna, mâbede her giriþinde orada bir rýzýk görür, “Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor?” der; o da: Bunlar, Allah tarafýndan” diye cevap verirdi.) [Ali imran 37]

3- Eshâb-ý Kehf’in kerameti de meþhurdur. Eshab-ý kehf, yiyip içmeden, bir zarara uðramadan 309 yýl uykuda kaldýktan sonra uyanmýþlardýr. Kur’an-ý kerimde, (Ýþte bu, Allahýn kudretini gösteren delillerden biridir. Uykuda olduklarý halde sen onlarý uyanýk sanýrdýn.) buyuruluyor. (Kehf 17, 18)

4- Hz. Musa’nýn yanýndaki gencin çantasýndaki balýk canlanýp suya gitmiþtir: (Her ikisi, iki denizin birleþtiði yere varýnca balýk þaþýlacak þekilde denize gitmiþti.) [Kehf 61- 63]

5- Kehf suresinin 63. âyetinden itibaren Hz. Musa ile ledün ilmi’ne sahip bir zatýn kýssasý anlatýlýr. Özetle þöyledir: (Ýkisi, [Hz. Musa ile bir genç] kendisine ilim verdiðimiz birini buldular. Musa ona, “Sana öðretileni [ledün ilmini] bana da öðretir misin?” dedi. O zat da: “Sen benim yaptýklarýma dayanamazsýn” dedi. Sonra o zat, bindikleri gemiyi deldi. Hz. Musa, “Gemiyi içindekileri boðmak için mi deldin” dedi. Daha sonra, bir erkek çocuðunu öldürdü. Hz. Musa, “Masumu öldürdün, pek kötü bir þey yaptýn” dedi.) Günahsýz çocuðu öldürmek elbette çok büyük günahtýr. Ama bunu yapan zat, kerametle biliyordu ki o çocuk, büyüyünce zâlim biri olacaktý. Onun yerine iyi bir çocuk verilmesi de istenmiþti. Hz. Musa’ya “Ben sana, yaptýðým iþlere dayanamazsýn demedim mi?” dedi. Demek ki o zat, Hz. Musa’nýn dayanamayacaðýný da kerametle biliyordu. Hz. Musa’nýn arkadaþý duvarlarý [kerametle] doðrultuverdi. O zat, Hz. Musa’ya bu iþlerin hikmetini açýkladý. (Kehf 63-81) [Hz. Musa’nýn arkadaþýnýn [Hýzýr’ýn] sahip olduðu ilme ilmi ledün deniyor. Bu ilmi ancak tasavvuf sahibi, keramet ehli evliya bilir, mezhepsizler bilmez.] Bir hadis-i þerifte buyuruldu ki: (Ýlmi ledün, sýrrý ilahidir. Allah, onu salihlerden dilediðinin kalbine koyar.) [Deylemî]

ÝLM-Ý LEDÜN

Türkçe'de kat, huzur, nezd sözcükleriyle karþýlamaya çalýþtýðýmýz, bir mânâda "ýnde" lafzýnýn da müteradifi sayýlan "ledün" kelimesi, "ilm-i ledün" þeklinde izafetle kullanýlýnca; gayb ilmi, esrar ilmi, Allah tarafýndan insanýn gönlüne atýlan ilâhî bilgi ve içe doðan hakikatlar mânâsýna gelir. Baþta, umum Enbiyâ ve Mürselîn olmak üzere, bütün evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrebînin - bir baþka zaman teker teker bu kelimelerin ne mânâya geldiklerini ifade etmeye çalýþacaðýz - ilimleri, Cenab-ý Hak tarafýndan vahiy ve ilham ünvanýyla gönüllere ilkâ edilmiþ bilgi ve marifet olmasý itibarýyla, hemen hepsi de bir çeþit ilm-i ledün sayýlýr. Hususiyle de, "ekrabu'l-mukarrebîn" olan Ýlm-i Ledün Sultaný'nýn hem gayb-ý mutlak hem de gayb-ý mukayyetle alâkalý her türlü bilgi ve marifeti - bununla, gayb ilmi, esrar ilmi ve vicdan kültürünü kastediyoruz - ilm-i ledün nev'indendir ve O Ferîd-i Kevn ü Zaman, Süleyman Çelebi'nin:

Bu gelen Ýlm-i Ledün Sultaný'dýr,
Bu gelen tevhid-i irfan kânýdýr.

mýsralarýyla seslendirdiði gibi, bu gizli ilmin tam bir hazinedârý ve bu hususî irfan havzýnýn da bir marifet kahramanýdýr. Ne var ki, böyle özel bir mazhariyet, bütün evliyâ ve enbiyâ, bütün asfiyâ ve mürselîn için her zaman söz konusu olmayabilir. Zira, ilm-i ledün, ilâhî feyz yoluyla, hususî bir kýsým kimselerin kalbine atýlan özel bir bilgi ve marifettir..ve böyleleriyle ayný ufku paylaþmayanlarýn ondan anlamalarý da mümkün deðildir.

Ýlm-i ledün, her zaman zahirî þer'e muvafýk olmayabilir. Bu gibi durumlarda meþhûdâtlarýný "usûlü'd-dîn" prensipleriyle tashihe tabi tutmayanlar, bazen yanýlabilecekleri gibi, kendilerine tâbi olanlarý da yanýltabilirler. Keþf ve ilhamlarýný muhkemâta göre tesbit edenler ise her zaman, berzahî ufuklarýyla mülk ve melekûtu birden görür.. dünya ve ukbâyý bir vahidin iki yüzü gibi müþahede eder.. ve tilmizlerine gayb u þehadet âleminin vâridâtýndan ne kevserler ne kevserler sunarlar.!

Kur'an-ý Kerim, Kehf Sûresi'nde bu mazhariyeti hâiz, Allah'ýn has bir kulundan bahsederken - Sünnet-i Sahiha bunun Hýzýr olduðunu söyler - "Orada bizim seçkin kullarýmýzdan, has bir abdimizi buldular ki, Biz onu nezdimizden hususî bir merhametle þereflendirerek kendisine (ilâhî esrar) ilmi öðretmiþtik." (Kehf/18:65) þeklinde bir açýklamada bulunur. Tasavvuf erbabýna göre iþte bu ilim, ilm-i ledündür.. ve Hazreti Musa gibi "ülü'l-azm" enbiyâdan birisi, temelde, ilâhî bilgilerde tam metbû olmasýna raðmen, münhasýran ilm-i ledün çerçevesinin belli bir motifinde Hazreti Hýzýr'a tâbi olarak o ilmin ihata alanýný görmeye çalýþmýþtýr. Sahîh-i Buhari'de bu farký ortaya koyan þöyle bir rivayet vardýr: Hýzýr, Hazreti Musa'ya "Yâ Musa, ben, Allah'ýn bana öðrettiði öyle hususî bir ilme mazharým ki, sen onu bilemezsin; sen de öyle bir ilimle serfirazsýn ki, ben de onu bilemem" der.

Evet, ilm-i ledün, umuma ait bir ilim olmaktan daha çok, hususî bazý kimselere Cenabý Hak'kýn özel bir ihsanýdýr ve onlarýn dýþýndakiler her ne kadar deðiþik konularda daha fazla malûmat sahibi olsalar da, bu mevzuda ilm-i ledün erbabýnýn gerisinde sayýlýrlar. Zira bu ilim - liyâkat, istidat, Allah'a yakýnlýk.. gibi hususlarýn þart-ý adî planýnda vesilelikleri mahfuz - tamamen Allah'ýn bir atâ tecellisidir ve kat'iyen kesbî de deðildir. Bu itibarla da onun, ne okumayla, ne araþtýrmayla ne de daha deðiþik yollarla elde edilmesi söz konusudur. Evet o, Bu tamamen Allah'ýn dilediðine tahsis buyuracaðý bir lütuftur ve Allah, en büyük lütf ve ihsan sahibidir." (Cuma/62:4) fehvasýnca hususî bir tecellinin unvanýdýr.

Ne var ki, böyle bir irfan, insanlar nazarýnda, ne kadar cazip, parlak, büyüleyici ve ilâhî esrara açýk olsa da, yine de enbiyâ-i izâmýn mazhar bulunduklarý ilimler ondan kat kat yüksektir, objektiftir, herkese açýktýr ve insanlarýn dünyevî-uhrevî saadetlerinin de teminatýdýr. Bu iki ilim arasýndaki farklýlýðý þu þekilde vaz' etmek de mümkündür:

Hazret-i Musa'nýn ilmi, insanlarýn dünyevî hayatlarýný tanzim ve uhrevî saadetlerini temine matuf bir "ilm-i þeriat", Hýzýr'ýn ilmi, gayb ve esrarla alâkalý ledünnî bir mevhibe; Hazreti Musa'nýn ilmi, insanlar arasýnda nizam ve asayiþi teminle alâkalý ahkâm ve kazaya müteallik, Hýzýr'ýn malûmatý ise sadece melekût eksenli bir kýsým vâridattan ibarettir ki, buna "ilm-i ledünn-ü sýrf" dendiði gibi "ilm-i hakikat" , "ilm-i bâtýn" da denegelmiþtir.. ve bu ilim, ayný zamanda ilâhî esrarýn da en önemli kaynaðýdýr. Bir zat, bu mülâhazayý ifade sadedinde þöyle der:

Bakma ey hâce ilm-i kîl ü kâle,
Esrar-ý Hak'ký ilm-i ledünde ara..!

Bu itibarla da, ilm-i ledünle cehd ve gayret arasýnda bazý münasebetler söz konusu olsa da, temelde onun, talim ve taallümle doðrudan bir alâkasýnýn olmadýðý açýktýr. Zira bu ilim, Cenab-ý Hak tarafýndan mahz-ý mevhibe olarak, bazý temiz gönüllerde bir kuvve-i kudsiye þeklinde tecelli etmektedir ve ayný zamanda bu tecelli, terakki sistemi içinde deðil de tedellî çerçevesinde vukû bulmaktadýr: Evet bu ilim, eserden eser sahibine, vücuttan vicdana akseden bir marifettir.. ve her þekliyle de keþf ve ilham kaynaklýdýr. Ne var ki, böyle bir ilham bazen, farklý derecelerde tecelli ettiði gibi, seyr-i rûhânîsini Hazreti Rûh-u Seyyidi'l-Enam'ýn vesayetinde sürdürmeyenler için, bir kýsým þeytanî vesvese ve nefsanî hevâcisle iltibasý da söz konusudur.

Ýlham, ilm-i ledünnün en önemli kaynaðýdýr ve hususî mânâsýyla olmasa da, ilm-i ilâhînin tecellileriyle alâkalý en geniþ bir alaný iþgal eder. Ýlham, insanýn ihtiyarý dýþýnda, onun gönlüne bir mevhibe olarak
tecelli edince ona "hâtýr" denir. Ancak, bazen böyle bir hâtýr veya ihtara, Hak'tan geldiði kendi karîneleriyle kat'î deðilse, þeytanýn belli þeyler bulaþtýrmasý da söz konusu olabilir. Kendi karineleriyle Hak'tan geldiði muhakkak olan bir ilhama rahatlýkla ilm-i ledün diyebiliriz. Böyle bir esintinin Hazreti "Ýlim"den geldiðinin en önemli emaresi, bu türlü vâridâtýn Kitap ve Sünnet'e muvafakatýdýr. Bu iki asýlla test edilip de doðru çýkmayan hâtýr veya sûfîlerin sýkça kullandýklarý bir kelimeyle ifade edecek olursak, havâtýrýn, nefsin hevâcisinden ve þeytanýn vesveselerinden olmasý ihtimalden uzak deðildir. Ýþte, böyle bir ihtimalin bahis mevzu olmadýðý bir hâtýrýn Hazret-i Ýlim'in tecellilerinden bir feyiz olduðunda þüphe yoktur.

Aksine, þeytanî vesveselerin bulaþmýþ olmasý muhtemel bulunan havâtýr, þeytanî; içinde nefsin hazlarýnýn duyulup hissedileni de "heces" veya hevâcis-i nefsanîdir ki, böyle bir aldatýlma alanýna itilen sâlik, hemen Cenabý Hak'ka teveccüh edip, durumunu, þeriatýn muhkemâtýna göre yeniden ince bir ayara tabi tutmasý gerekir.

Sûfiye, Hak tarafýndan gelip kalbde yankýlanan hitaba "hâtýr-ý Hak", melekten geldiði bilinene "hâtýr-ý melek", nefis ve þeytan tarafýndan esip rûhu saran manevî þerarelere de "hevâcis" veya "þeytanî vesveseler" diyegelmiþlerdir ki, bunlarýn arasýný tefrik edebilme biraz da "usûlü'd-din" ve "Sünnet-i Seniye" mizanlarýný bilmeye vabestedir. Zira, bu türlü havâtýrýn bazýlarý þer'î prensiplerle test edilerek anlaþýlsa da, bazýlarý, zahiren dinin temel kaidelerine muhalif olmamakla beraber, çok sinsi bir kýsým þeytanî gaye, emel ve maksatlara baðlý cereyan edebilir ki, onu da bu iþin erbabýndan baþkasýnýn ayýrt edebilmesi oldukça zordur.



Resulullah sellallahu aleyhi ve sellem'den iki çeþit ilim aldým, bunlardan biri size anlattýðým ilimlerdir, ikincisini ise söylersem boðazýmý keserler, ikinci ilim esrar ilmidir. Herkes bunu anlayamadýðý gibi Allahu Taalâ da onu herkese vermez."
insan aklýnýn son idrak hududunda olan Ýlmi ilâhiyenin sýr perdesi ilmi ledün
Ebu Hüreyre


Kur'aný Kerim'de kullara birçok ayetlerle bilgiler, Hak'ka yanaþmak usulleri bildirilmiþtir. Bir de Kur'aný Kerimde bildirilmeyen birçok hudutsuz ayetlerde sünnetullah Ýle kâinatda cari her türlü hadisatýn aslý gizlidir. Onun için (ALLEMEL ÝNSANE MALEM YALEM) ayeti ile bilmediðini insana öðretir. Kim?
Allah'ýn kâinatda cari Kur'anda bildirilmeyen ayet ve burhanlarý... Resulü Ekrem efendimiz beþikten mezara kadar ilim peþinde koþunuz. Çin'de bile olsa arayýnýz, kâfirde bile olsa istifade ediniz buyurmuþtur. Kâinatýn yaratýlýþým dünyayý gezerek, evreni tetkik ederek bulabilirsiniz ayetleri vardýr. Kur'aný Kerim'in bazý sûrelerinin baþýnda HURUFU MUKATTAA kýrpýlmýþ ayetler manasýna gelen, bunlar birçok ledünni, kâinatda cari bilinmeyen ayetlerin anahtarý mesabesindedir. Nitekim geçenlerde kaptan Kusto'mýn Septe boðazýndaki Akdeniz suyu ile Atlas Okyanusunun suyunun karýþmamasý ve balýklarýn bir taraftan öte tarafa geçmemesi, tuz kesafetinin ayn olduðu halde fizik ve kimyada bulunan kesiften hafife doðru olan ozmoz hadisesinin olmamasý meselesi Rahman süresindeki ayetle ortaya çýkmýþtýr.
Bunun niçin böyle oluþundaki sýr ledünnidir. O sýrrý herkes bilemez tahammül de edemez.
Ayet: iki denizi salývermiþ birbirine kavuþuyorlar. Birbirine karýþmaya engel bir perde var.
Son Güncelleme ( Salý, 29 Temmuz 2008 )